Friday, September 10, 2010 1:20



MAHALLİ KELİMELER SÖZLÜGÜ

Salı, Ocak 27, 2009, 9:17
Bu Yazı Bizden Kategorisinde ve 4 Yorumlar var.

-A-
ABA: Abla
ABAT OLMAK: Çok faydalanmak; çok kâr elde etmek.
ABUL: Bir kaysi türü.
AÇIM AÇIM OLMAK: Çok sevinmek.
AG: Beyaz.
AGARSAK: Yün egirmek için kullanilan igin alt kisminda teker seklindeki parça.
AGARTI: Peynir ve çökeleklerin ortak ismi.
AGGÂR: Siyah ve beyaz karisimi renkleri olan keçi ve oglaklara bu renklerinden dolayi verilen isim.
AGUZ: Yeni dogum yapmis hayvanlarin ilk sütü.
AHBUN: Gübre.
ALAF: Ot ve saman cinsinden, hayvan yiyeceklerin ortak ismi.
ALAMERÜK: Bir kiraz türü.
ALASEVIYE: gelisigüzel, bastan savma.
AMBAR: Dört cephesi de kalin tahtalardan yapilmis kiler.
ANASAR: Ince bulgur.
ANDIR: Ise yaramaz.
ANEK: Karasabanin topraga saplanan aksami.
ANIK: Yemegin üzerine dökülen yag ve sogan karisimi sos.
APAK: Uçuk renk; tertemiz.
ARFANA: Kis gecelerinde bir araya gelen akranlarin ortaklasa yaptiklari hamur isi yiyecekler ya da bu toplantilarin ismi.
ARKAÇ: Davarin açik havada yattigi yer.
ASBAP: Elbise, çamasir.
ASMA: Kaysi ve erik kurusu.
ATOL: Bir yemlik türü olan kiminin bir alt türü.
AYAKYOLU: WC. Tuvalet.
AYVAN: Yüksekçe yazlik ahsap ev.
-B-
BACA: Toprak dam.
BACI: Kiz kardes.
BADIYA: Büyük.
BAGA: Ahirda yemlik.
BAGALARI KAPMAK: Çok zor durumda kalmak. Çok acikmis olmak.
BAGDADI: Ahsap duvar.
BATAL OLMAK: Ise yaramaz hale gelmek, viran olmak.
BATMAN: Sekiz kg’lik agirlik ölçüsü birimi.
BAYAG: Demin, az önce.
BAYIR: Mera.
BEDEVRE: Agaç çita.
BEDNAM: Iyi olmayan, kötü.
BEDRO: Büyük su kovasi.
BEHUZUR ETMEK: Rahatsiz etmek, huzursuz etmek.
BEHUZUR OLMAK:Rahatsiz olmak, huzursuz olmak.
BEL: Demir kürek.
BESE GIRMEK: Bahis tutusmak.
BEYBAH: Kalles, mert olmayan.
BEYHUT: Sakinlesme, uykuya geçme; agri ve sizinin geçici olarak dinmesi.
BEYHUTLAMAK:
BICIGI: Bir tür yabani ari.
BICIK: Uzun ya da küçük kuyruklu bir koyun türü.
BICIRIK TUTMAK: Ayaklarin ya da kolun uyusmasi.
BICIRIK: Kivircik saç.
BILDIR: Geçen yil.
BILLIK: Keçilerde orta boy kulak.
BIRGI: Agaç delmeye yarayan matkap.
BIBI: Babanin kiz kardesi, hala.
BIROYUN: Bir zamanlar, bir kere.
BISI: Bir tür hamur isi yiyecek.
BOSTAN: Salatalik; sebze tarlasi.
BOZ: Hayvanlarda kursunî renk.
BUHAK: Çene alti; gerdan.
BUHAYRI: Baca.
BULAMA: Yeni dogum yapan hayvanlarin ilk sütü ile yapilan bir tür yemek.
BULUL: Hububat saplarindan ya da ottan yapilmis büyük demet, yigin.
BURÇ: Agaç yapragi ve agaçlarin körpe filizleri.
BÜK: Bir tür dikenli çali ya da bu çalilarin bulundugu yer.

-C-
CAG: Döner sisi. Örgü sisi.
CALGAZA: Atilgan, sirret.
CAZI: Her türlü seytanliga akli eren, ferasetli olan.
CECIM: Bir tür dokuma sergi.
CELEP: Ticarî hayvan sürüsü.
CIBIL: Çirilçiplak. Yok yoksul.
CIGA: Siska, çelimsiz.
CIGIZ: Oyunbozan., her seye itiraz eden.
CILBAGA: Küçük çocuk.
CILGA: Pulluk.
CINCIK: Süs, boncuk.
CIRILMAK: Yirtilmak; zor durumda kalmak, zorlanmak (mec.)
CIRMAK: Yirtmak.
CICO: Sulak yer.
CIL: Sazlik otu.
CINGO: Ceviz meyvesinin üzerindeki yesil kabuk.
COC: Zemini sulu çayir
CONÇ OLMAK: Çok islanmak.
COR: Gübre sirasi.
CUL: Sidik.
CUMB OLMAK: Toplanmak, bir araya gelmek.
CURUT: Belli belirsiz. Isigi az olan lamba ya da net göremeyen kisik göz.
CÜCÜK: Tavuk yavrusu, civciv.
-Ç-
ÇAÇA: Meyve sirasi.
ÇAGIRDAK: Koyunlarin kuyruk altinda olusan yün ve gübre karisimi yumru.
ÇAKÇAK: Degirmen tasi üzerindeki çingirak.
ÇAKÇAVEL: Özeligini kaybetmis; bozulmus olan.
ÇALA: Misir bitkisinin sapi.
ÇÂLÂLI ÇÛLÂLI: Sirilsiklam, islanmis olarak.
ÇANÇ:Çok bol, bol miktarda.
ÇAR: Yasmak
ÇASUR: Tursusu yapilan bir tür ot.
ÇAVGIL: Ot çekecegi
ÇAYNIK: Çaydanlik.
ÇEBIÇ: Bir yasini doldurmus disi keçi.
ÇEÇ: Yiyecek artigi, posa.
ÇEÇIL: Bir peynir türü.
ÇEKETE: Kol agizlari ve bel kismi dar, üst kismi bol ve pileli bayanlarin gömlek türü elbisesi.
ÇEKISMEK: Kavga etmek.
ÇELENK: Öküzlerde iri süslü boynuz.
ÇELPESÜK: Çamur sebebiyle ortaligin yürünemez halde olmasi. Düzeni bozulmus, karisik (mec.)
ÇEMKÜRMEK: Köpek havlamasi. Bosuna ve gereksiz konusmak (mec.)
ÇEPER: Çali çit.
ÇEPIK: Küçük meyve sepeti.
ÇERKEZ: Çocuk zibini.
ÇIÇIRNAG OLMAK: Titreyecek kadar çok üsümek, dis dise vurmak.
ÇIÇIRNÂK: Çocuk yürüteci.
ÇILIP: Ince çubuk, körpe filiz.
ÇINTIK: Ufak tefek. Bir tür ahlat.
ÇIRIK: Iplik bükmeye yarayan aygit.
ÇIRILMAK: Bir isi bitirmek için çok gayret sarf etmek. Çok yeyerek mideyi doldurmak, tika basa yemekten dolayi duyulan rahatsizlik.
ÇIRIM ÇIKARTMAK: Çok zor durumda birakmak.
ÇIRIM ÇIKMAK: Çok zorlanmak.
ÇIRIMLANMAK: Çok çalismak, ugrasmak, emek harcamak.
ÇIRMIKLAMAK: Tirmalamak.
ÇIRPI: Düz çizgi. Asma hizarla kereste biçerken hizarin gidecegi hatti belirlemek için çizilen çizgi, bu çizgiyi çizmek için kullanilan ip.
ÇIRTIM:Çok az, yok denecek kadar az.
ÇISKAL ÇIKARMAK: Seri hareket etmek, hizli ve çok çalismak.
ÇISKAL: Kivilcim.
ÇIGIRMEK: Vazgeçmek; eskisi kadar hoslanmamak, begenmez duruma gelmek.
ÇIMMEK: Banyo yapmak.
ÇINÇAVAT: Görmemis, görgüsüz, kaba.
ÇINEL: Zayif, siska.
ÇIRAN: Çok eksi.
ÇITOZ: Bir kara erik türü.
ÇOLPA: Atak olmayan; çelimsiz; cesaretsiz.
ÇOPUR: Yünün hasi ayrildiktan sonra geriye kalan ikinci kalite kismi.
ÇOR: Maraz, hastalik.
ÇORLI: Hastalikli, illetli.
ÇÖK OLMAK: Seçilmek. Hayvanlarin türlerine göre ayrilmasi için verilen komut.
ÇÖLPE: Uyusuk, hareketsiz, atik degil.
ÇÖRÜSMEK: Pörsümek.
ÇUR: Çocuklarin oynadigi bir oyun türü ve bu oyunda ortada bulunan kale islevindeki tas.
ÇUR: Hayvan memesi.

-D-
DABASKI: Ezilmis, yassilasmis. Kabarmamis ekmek.
DADAS: Büyük kardes, agabey.
DALAK: Arini bal yaptigi petek.
DAL TINGIR: Çirilçiplak, bombos.
DAMÇIL: Su damlasi.
DARABA: Odalarin duvarlarinin iç yüzeylerine yaklasik bir metre yüksekliginde yapilan lambri.
DEGIRMI: Yuvarlak. Daire seklinde olan.
DEHSETLI: Çok iyi.
DEKE ÇEKMEK: Aldatmak, kandirmak, sözünden caymak.
DEN: Hububat tanesi.
DIBIZ: Kel.
DIGA: Küçük çocuk.
DIGA: Küçük çocuk.
DILLO: Sagir. Oynak, uçari.
DIRÇIM: Çok az miktar. Yok denecek kadar az.
DIRÇIK: Tekme.
DIBEK: Ceviz agacindan yapilan ve ceviz dövmeye yarayan havan.
DIDINMEK: Çok ugrasmak, zorlanmak; çok emek harcamak.
DIDMEK: Tirmalamak.
DINCELMEK: Dinlenmek.
DOBI: Ermeni çocugu (hakaret manasinda kullanilir)
DONT: Çok agir hareket eden, hantal. Kaba-saba, duyarsiz.
DOR: Atlarda kahverengi don.
DÖSÜRMEK: Toplamak.
DÜBÜR: Anüs.
DÜGDI: Keser ve baltanin keskin olmayan, arka kismi.
DÜGMEÇ: Taze ve sicak ekmegin tereyagi içerisine dogranmasiyla yapilan yemek.
DÜZME: Ahirda hayvanlarin baglandiklari yer ve bu yerin altina dösenen tahtalar.
-E-
EGIS: Hamur teknesi kaziyacagi.
EGLESMEK: Durmak.
EHMAL: Acele etmeyen.
ELCEK: Tutamak.
ELTI: Iki kardes karisinin birbirine göre durumu.
EMI: Amca.
EN: Hayvanlarin kulaklarina yapilan nisan.
ENIK: Köpek yavrusu.
ERGEN: Bekâr.
ERISTE: Ev makarnasi.
EVETI: Acele, tez.
EVLEK: Tarla parseli.
-F-
FEL: Desise, hile, kandirmaca söz ve davranis.
FELLI: Yapmacik davranis ve isveli sözlerle baskalarini kandirabilen.
FERIK: Yumurtlamaya yeni çikmis tavuk.
FISKI: Küçük bas hayvan gübresi.
FIRENGI: Kapi kilidi.
FISKE: Yakiti gaz olan ilkel lamba.
-G-
GÂGÂLA (KÂKÂLA): Bir tür ekmek, bazlama.
GALDAVAR:
GÂVGEÇ: Egri.
GAYDA: Müzikte makam, ezgi, oyun havasi.
GAZIL: Kildan yapilmis iplik.
GELBERI: Kurutulmak üzere serilmis tahili karistirma aleti.
GEM: Döven tahtasi.
GEVEN: Topak seklinde bir tür dikenli ot.
GIDIK: Keçi yavrusu, oglak.
GILDIRIK: Yuvarlak.
GIRGAT: Aliç.
GILIK: Küçük tandir ekmegi.
GIYASHANE: Çamasir yikama yeri.
GOGOM: Tomurcuk.
GOGOR: Kir.
GOMAÇ: Dürüm.
GOR: Mezar.
GORT: Tümsek.
GÖK: Ham, olmamis.
GÖN: Hayvan derisi.
GÖRÜM: Geline göre kocanin kiz kardesi.
GÖZE: Pinar.
GUDIK:Köpek yavrusu.
GULLEP: Mentese.
GÜDENE: Bir tür geven.
GÜGÜM: Bir tür agzi dar su kabi.
GÜRNES ETMEK: Koyunlarin günesten korunmak maksadi ile birbirlerinin gölgesine siginarak topluluk olusturmalari.
GÜVEÇ: Yag ve peynir saklamak için kullanilan bir tür toprak kap.
GÜZLÜK: Sonbaharda ekimi yapilan bir cins bugday.
-G-
GIRINÇA: Salyangoz. Zayif, çelimsiz (mecz.).
GURGURATLI: Süpheci. Vesveseli.
-H-
HAÇAN KI: Ha bire, durmadan.
HAFLANMAK: Süphelenmek.
HAL: Kar küreme küregi.
HAM: Olmamis, yetismemis.
HAMUT:At kosumu.
HANAKLUK: Saka.
HANÇULI KUNÇILI: Tahterevalli.
HANDARI OLMAK: Emsali ya da dengi olmak.
HAPIHAPTAN: Birden bire, aniden.
HARAL: Büyük çuval.
HARAP: Bozulmus, ise yaramaz hale gelmis.
HARDAMA: Ahsap çati örtüsü. Degisik evsafta tahta ve kalas birikintisi.
HARHIZ: Iç ya da kuyruk yaginin eritilmesi sonunda geriye kalan artik.
HARKOS: Tarla sürümünde sabanin ya da pullugun açtigi ark ya da kanal.
HARMUT: Orta hal. Suyu ilistirmak.
HARO: Ambarlarda farkli türdeki hububatlari ve un koymak için yapilmis tahta bölmeler.
HARTUSLAMAK:Karistirmak.
HASUT: Kiskanç.
HASUTA: Pekmezin ya da balin yag ve unla karistirilmasi ile yapilan bir tür yemek.
HASAT ETMEK: Perisan etmek, ise yaramaz hale getirmek.
HASAT OLMAK: Perisan olmak, eli ayagi tutmaz hale gelmek. Çok yorulamk.
HASIL: Elenmis bulgur incesi ve yagla yapilan bir tür yemek.
HASO: Un ve yumurta karisimi ile yapilan bir yemek türü.
HATIL: Kiris.
HAVREZ: Tarla sürümünde sürüm aracinin açtigi iki çukur arasinda kalan sürülmemis kisim.
HAYLAMAK: Herhangi bir tehlikeye karsi çobanin köpege yüksek sesle seslenmesi; köpegi kurdun üzerine sürme nidasi.
HAZZETMEK: Sevmek, hoslanmak.
HECILLENMEK: Mahcup olmak, utanmak.
HEDIK: Kuru misirin suda pismisi.
HELEK OLMAK: Çok yorulmak, bitkin düsmek.
HERK: Nadas.
HERLE: Un çorbasi.
HIBAR: Küçük tas.
HILEZ: Küçük kertenkele.
HILLIK: Genis olan.
HINGÂL: Hamur ve etle yapilan bir tür yemek.
HINIK: Burnundan konusma ya da burnundan konusan.
HIP ETMEK: Derleyip toplamak, bir araya getirmek.
HIP: iplik çilesi.
HIR: Kavgaci.
HIRA: Çelimsiz, zayif, siska.
HIRBO: Küçük, ufak tefek.
HIRÇO: Zayif, çelimsiz.
HIREK TADMAK: Yemegin piserken dibini tutmasi sunucu olusan yanik tadi.
HIRHEÇAN: Soluk borusu.
HIRIK: Kulaklari çok kisa koyun, bir tür uzun kuyruklu koyun.
HIRLI: Ugurlu.
HIRTIS: Bir seyin zeminindeki çikinti, pürüz.
HIRTIK: Çok bol bulunma.
HIRTLIKTE OLMAK: Çok bulunmak.
HISIR: Dolu türü yagis.
HIST: Köpeklerin boynuna takilan savunma ve korunma tasmasi.
HISTIK: Öküzlerde uzun ve sivrice boynuz ya da bu tür boynuzu olan öküz.
HIZAN: Yoksul.
HIM: Temel.
HOÇ: Sanki. Soru edati.
HOÇOR: Gelismemis, bodur kalmis.
HON: Sevimsiz, çirkin, albenisi olmayan.
HORHOÇAN: Su çevrintisi. Girdap.
HOROM: Ot ya da sap balyasi.
HOSAN: Selâle.
HOSOR: Kar-dolu arasi yasis. Iri taneli tuz ya da buz.
HOSÜRÜK: Dolu türü yagis. Toz halinde olmayan, iri taneli. Ciltteki alerjiden mütevellit döküntü
HOTAK: Tarla sürerken agirlik maksadi ile öküzlerin boyunduruguna binen küçük çocuk.
HOTIKLEMEK: Karistirmak, kurcalamak.
HOTIKLENMEK: Süphelenmek, olup biteni sezmek.
HOYRAT: Çirkin, sevimsiz.
HOZAN: Nadasa birakilmis tarla.
HUDEY:Pek gelismemis, yabani meyve.
HUNIS: Koyunlarda küçük kulak tipi.
HURÇ: Öte beri koymaya yarayan bir tür çuval.
HURDIHAS ETMEK: Kirip dökmek, ise yaramaz hale getirmek.
-I-
IDARE: Haznesindeki gazyagina daldirilan fitilin tutusturulmasi ile aydinlatma görevi yapan bir tür ilkel lamba.
ILISTIR: Süzgeç.
ISTIKÂN: Çay bardagi.
ISTOL: Sandalye.
ISGÂF: Tahta dolap.
ISGILLENMEK: Süphelenmek.
-K-
KADAKLAMAK: Paniklemek, duraklamak; cevap verememek, unutmak.
KÂFIYE: Kaskol, atki.
KÂHAN ETMEK: Bagbozumu.
KÂHINDIRMEK: Saklamak, unutturmak, oyalamak.
KÂHREZ: Atik su arki.
KAKA: Meyve.
KAKAÇ: Diz, dizkapagi.
KAKAÇ: Kuru, kurumus ve sertlesmis.
KAKIRT: Gaga.
KÂKÛL: Çocuk ayakkabisi.
KÂKÜL: Perçem.
KÂLHUD: Kötürüm, elden ayaktan düsmüs.
KALIK: Terlik.
KÂLIK: Düz olmayan, egilmis; egri boynuz.
KÂLTAVAR: Üzeri kapali, yanlari açik harman.
KAMAZ: Kiymik. Engel, mani (mec.)
KAMO: Inat. Kolay kandirilamayan.
KÂN: Odalarda duvarlara yapilan tahta pervazin üstü.
KANAYAKLI: Kadin, zenne.
KANK OLMAK: Kasilmak, kaskati kesilmek.
KÂNTI: Zayif, kuru, çelimsiz.
KANZILDAMAK: Çok üsümek; soguktan titremek.
KÂPÇIK: Harmanda döven sürerken öküzlerin pisliginin dolduruldugu agaçtan yapilmis kap. Hayvan lazimligi.
KÂRAHTIN: Asiri dumanli.
KÂRAPOS: Taslarin üzerindeki yagmur sularinin biriktigi oyuk.
KÂRDAN: Küçük su kovasi.
KARPIÇE:Bir tür küçük çivi.
KÂRTOL: Patates.
KÂS: Sürükleyerek tasimak üzere toplanmis büyük çali demeti.
KASGA: Hayvanlarda beyaz alin. Beyaz alni olan hayvan.
KÂTAR: Tandirda yakacak olarak kullanilan bir tür orman çalisi.
KÂTHA: Çok zayif; bir kemik, bir deri
KATUZLAMAK: Kismî ve yüzeysel olarak yakmak. Zarar vermek (mec.)
KATUZLANMAK: Kismî ve yüzeysel olarak yanmak. Pisman olmak, zarar görmek.
KÂV: Süse ve gösterise düskün olan.
KAVAR: Su arklarindaki su yolagi.
KAVÇON: Baston, egri tutamagi olan degnek.
KAVULA GIRMEK: Bahse girmek.
KÂVUS ETMEK: Bagbozumu.
KAVUT: Kavrulmus un.
KAYGANA: Tavada yumurta.
KAYIN: Kayinbirader.
KAYNATA: Kayinpeder.
KAZIL: Kalin kil ipligi.
KEBAP: Hamurdan yapilan pogaça ya da etten yapilan döner.
KEÇIK: Kadinlara mahsus bir tür bas örtüsü.
KELEF: Iplik çilesi.
KELEFLENMEK: Yerinde dönmek, aci ve agridan dolayi kivranmak.
KELIK: Terlik.
KELLE: Hububat basagi.
KELOÇ: Islatilmis ekmegin üzerine önce yogurt sonra da kizdirilmis yag dökülerek yapilan yemek.
KEMÇÜK: Agzi egri.
KENK:Hali ve kilim tezgâhi.
KERAN: Kesigin uç kismina baglanan ve dügüm yapmaya yarayan çatal agaç.
KERE: Kenar.
KEREN: Toprak damlarda kontlarin üzerine dösendigi büyük ve kalin tomruk.
KERENKES: Büyük taslarin üzerine konularak sürüklendigi agaç. Etleri ayiklanmis hayvan kemigi, iskelet.
KERHIZ:
KERIÇ: Kurumus ekmek, ekmegin ince ve kuru kismi.
KERKE: Kabugu soyularak yenilen bir tür ot.
KERKI: Elma veya armut gibi meyvelerin artigi, meyve yongasi.
KERME: Küçükbas hayvan barinaklarindaki gübrenin kesilip çikarilmasi sonra da kurutulmasi ile yapilan bir tür kokar yakit.
KERTI: Bayat, bayat ekmek.
KERTLEZ: Kalkik burun, ya da kalkik burnu olan.
KESEK: Toprak topagi.
KESMIK: Sap, saman haline getirilirken olusan kaba saman.
KES: Berdus, kabadayi.
KESAN: Çali demetini sürükleyerek tasimak için bu çali demetlerinin üzerine yigildigi büyük çali ya da agaç.
KESIK: Küçük urgan.
KETE:Içli tandir ekmegi.
KIBAL: Dis görünüs, sekil.
KIÇ: Ense kökü.
KIDIK: Oglak.
KIGI: Keçilerin yuvarlak pisligi.
KIH: Eseklere baglanan bir tür semer.
KILABUDAN: Tam tekmil, gösterisli.
KILDIR KICIM: Önemsiz; teferruat.
KIMI: Baharda, gövdesi, yazin da yumrusu soyularak yenen bir tür yemlik.
KINDILLANMAK: Yuvarlanmak.
KINDILIK: Yuvarlak.
KINIT: Inceltilmis, ince halde olan.
KIPTI: Cimri.
KIR: Kiraç.
KIRAKOT: Bir tür ahlat.
KIRÇON: Ot ve saman türü yiyeceklerin kaba artigi.
KIRIÇ: Agaç çati; yüksek sivri tepe.
KIRIK: Keçilerde küçük kulak.
KIRKAL: Hayvanlari ahirda baglamak için kullanilan bir tür bag.
KIRKAT: Aliç.
KIRKIT (GIRGIT): Çetin, zor.
KIRMAN GIBI DÖNMEK: Yerinde dönmek. Aci ve izdiraptan dolayi kivranmak. Gönülden hizmet etmek.
KIRMAN: Iplik bükme aleti.
KIRNAP: Kalin ip.
KIRNES: Çevik, atik; kuvvetli.
KIRTIGI KESIMLEM: Mecali kalmamak, gücü tükenmek, halsiz düsmek.
KIRTIK: Çok az kalmis olan, küçülmüs sabun.
KISTIK: Sigara izmariti.
KISGI: Samanin kaba artigi.
KIP: Dar.
KIRBABI: Kiri belli etmeyen renk ya da görünümde olan; koyu renk.
KIRKIT: Hali ve kilim dokurken ilmekleri yerlestirmede kullanilan bir tür demir tarak.
KIRMAN: iplik bükme aleti.
KOBUK: Cevizin disindaki sert kabuk. Bir tür dikenli ot.
KOD: Hububat ölçü birimi; suyun degirmene süratli bir sekilde girmesini saglayan genis boru.
KODEL: Çok küçük boynuz; boynuzlari küçük öküz.
KOFA: Su tasi.
KOFIK: Kadinlarin süslü bas baglamada kullandiklari baslik.
KOH: Bahçe, bag ya da çoban evi.
KOHNIK: Küçük ve basik burun ya da bu tür burna sahip olan.
KOKO: Çocuk dilinde yumurta.
KOKO: Erkek esek.
KOKOÇ: Bastaki kabarik saç ya da tüy. Basinda kabarik saçi ya da tüyü olan .
KOKOL: Kafada olusan sislik.
KOLLIK: Kisa, küt. Kuyrugu olmayan.
KOLO: Boynuzsuz keçi.
KOLOT: Bacanin daha iyi çekmesi için çati ya da dam üzerine konulan tahta ya da boru ilâve.
KOM: Ahirdan küçük hayvan barinagi.
KONÇAL: Meyve salkimi.
KONT: Damlarda kerenlerin üzerine dösenen ince tomruk.
KONTIL: Bozuk çeçil peynir.
KOP: Inat. Kizak ve tapanda saçiravi kola baglayan agaç mil.
KOPIKLEMEK: Kaba taslak yapmak, kabasini almak.
KOPUK: Düzenli bir hayati olmayan, istikrarsiz.
KORA: Tirpan natindaki tutamak.
KORI: Yasak; yasak bölge ya da yasak bölge isareti.
KORKI: Esek, at veya katir pisligi.
KORKOD: Bir yagis türü; dolu.
KORSEVEL:Karasabani kayisla boyunduruga baglamada kullanilan agaç mil.
KORT: Çikinti, sislik, tümsek.
KORUKCI:Kir bekçisi.
KOS: Su kabagi. Içi bos olan.
KOSAT: Erkek keçi.
KOTA: Boyundurukta kayisin saga sola kaymasini önleyen agaç çiviler.
KOTA:Iplik makarasi.
KOTAN: Pulluk.
KOTLES: Tarlalardan çikan, siyah kabuklu, soyularak yenen bir tür ot yumrusu.
KOTOS: Fasulye kurusu, misirlari ayiklanmis koçan.
KÖÇÜRMEK: Evlendirmek.
KÖME:Ipe dizilmis ceviz içlerinin pekmeze batirilmasi ile yapilan bir tür tatli.
KÖMZEK: Ahirdan disariya gübrenin atildigi, otun ve samanin samanliga dolduruldugu kapi ya da pencere.
KÖNDER: Kekik.
KÖRKEÇEME: Kertenkele.
KÖRÜHMAK:Yilmak, usanmak.
KÖRÜHTURMAK:Yildirmak, biktirmak.
KÖRÜT: Sütten kesilmis, bir yasini doldurmamis oglak.
KÖSAFI: Ucu atesli sopa ya da odun.
KÖSÜRE: Masat, bileyi tasi.
KÖTEK: Dayak.
KÖYNEK:Atlet.
KUÇI: Çok bulunmak, bol.
KUD: Kenar, uç.
KUKLIK: Erken parlayan, çabuk küsen.
KULLEP: Eski tip kapi mentesesi.
KULUN ATMAK: Atin yavru düsürmesi; çok merak etmek (mec.)
KULUN: Tay, at yavrusu.
KUNTIK ATMAK: Çifte atmak.
KUNTIK: Tekme, çifte.
KUNTIKLEMEK: Çifte atmak.
KUNTLAMAK: Dengesi bir tarafa bozulmak.
KURAT: Otsuz çiplak bayir.
KURATA ÇIKMAK: Bosa çikmak, bir seyden el çekmek, elindekilerini kaybetmek.
KURÇ: Kenar, kiyi. Meyve sapi.
KURDESEN: Ciltte disa vuran döküntü.
KURIK: At ya da esek yavrusu.
KURKUL: Hayvan böbregi.
KURNA: Çesme muslugu.
KURUG: Kuluçka tavugu.
KURUN: Su yalagi ya da hayvanlarin yemligi.
KUSAK: Yüksek kayalik.
KUSGANA: Tencere.
KUTAL: Kisa boylu.
KUTEZ: Bir tür yabani sinek.
KUTMEL: Uyluk kemigi, uyluk kemiginin bulundugu yer.
KUTUL: Boyu kisa.
KUY: Cecim ve sal örme tezgâhi.
KUYMAK:Kaymak ve misir unu ile yapilan yemek.
KUZ: Kambur, kavisli, egri.
KUZIK: Kambur.
KÜCÜ:Cecim ve sal tezgâhlarinda kullanilan bir alet.
KÜD: Pismeden tandira düsmüs ve yamulmus ekmek.
KÜLEK:Kova.
KÜLFET: Bakmakla mükellef olunan aile ferdi.
KÜLLI: Tamamen.
KÜNPET: Küp seklinde olan.
KÜNT: Hamur topagi.
KÜR: Su yalagi.
KÜRA: Koyunlarda küçük kulak.
KÜRÇ: Kolay parçalanabilen kaya, kis.
KÜRTÜK: Kar birikintisi.
KÜRÜN: Su yalagi.
KÜSGÜ: Manivela.
KÜVAP: Kaya oyugu.
KÜZE: Toprak testi.
-L-
LALAVUN ETMEK: Tarumar etmek, yok etmek, zarar vermek.
LALIK: Konusma özürlü, kekeme.
LAPAS: Keçilerde genis ve büyük kulak.
LATESBI: Sözüm ona.
LAZUT: Misir.
LEHLEMEK: Çok yorulmus olmak.
LENGER: Büyük firin tepsisi.
LEPPIL:
LIGMALAK: Toprak kaymasi, heyelan.
LIPIZ: Kel.
LIPIZA ÇIKMAK: Ortada yapayalniz kalmak.
LOBIYE: Fasulye.
LOLO: Büyük ve genis kuyruklu bir koyun türü.
LOM: Manivela.
LOR: Çökelek.
LOSGO: Sisman ve hantal.
LOSTEK SAKIZI: Bir tür ottan çikan sütün pisirilmesi ile yapilan sakiz.
LÖKLEMEK: Bir seyi baska bir seyin üzerine bolca sürmek. Bir seyi israf ederek kullanmak.
LÜLÜK: Musluk.-Ş-
ŞABBAPLI: Süslü söz. Yaglandira ballandira anlatma.
ŞAKAR: Fasulye sirigi.
ŞASKANAYA ÇEVIRMEK: Ise yaramaz hale getirmek, bozmak.
ŞATAVATLAMAK: Kiskirtmak, tahrik etmek.
ŞEGIRT: Çirak, yamak.
ŞEPLI: Sapi olmayan biçak agzi.
ŞIGVA: Ince uzun boy. Ince uzun boyu olan.
ŞIŞEK: Bir yasini doldurmus disi koyun.
ŞIVAN ETMEK: Asiri feryat figan etmek, aglayip sizlamak.
ŞOGURT: Salya.
ŞOLVA: Aynadan ya da parlak bir cisimden yansiyan isik huzmesi.
ŞORAK: Tuzlu tadi olan su ya da verimli olmayan tuzlu toprak.
ŞÖTI: Mayalanmamis çavdar hamurundan yapilan ekmek. Iyi yiyimli olmayan ekmek.
ŞULUPLEYIN ÇIKMAK: Bir seyin bulundugu yerden tamamen çikmasi, kopmasi.
ŞULUPO: Agaç kismi çikarilmis rulo seklindeki agaç kabugu.
-T-
TAB DÜSMEK: Ekmegin pismeden tandira düsmesi.
TAKIM TAKLAVAT: Araç- edevat.
TALUKAT: Hisim-akraba.
TAMAS: Kara erik ya da bu erigin kurutulmusu.
TANGO: Hayvanlarin boynuna takilan büyük çan.
TAPAN: Ekilen tarlayi düzeltmeye yarayan alet.
TAPIL: Bir araya toplanmis ot ya da ekin demeti.
TAPIZ: Dayak, kötek.
TAR: Tavuklarin tünedikleri agaç. Kagnida her iki taraftan disa dogru çikinti olusturan dört tahta.
TARIK: Raf,
TARPOS: Bir seyin üzerine örtülen kapak.
TAS: Kâse.
TAT: Çorabin ayak bileginden asagida olan kismi
TATARGAN TUTMAK: Sanci tutmak.
TATARGAN: Apandisit.
TATILENMEK: Saga sola sallanarak zorlukla yürümek.
TAYA: Bir araya toplayip yigin yada tepe yapilmis olan, birikinti.
TAV: Besi
TAVLANMAK: Besilenmek, sismanlamak.
TAVLI: Besili.
TAVUKKOPI: Kirkalin deri aksami.
TAYA: Bir seyin yigintisi. Bir araya toplanmis birikinti.
TAY DURMAK: Ayakta durabilme.
TEC: Bir araya toplanip tepe haline getirilmis hububat birikintisi.
TECGERE: Arkadan ve önden birer kisinin tutarak toprak veya gübre tasidigi araç.
TEKE: Iki yasinda yada daha büyük erkek keçi.
TEKESER: Bir yasini doldurmus erkek keçi.
TELIS: Torba.
TELLI:Kuyruk ucundaki tüyleri beyaz olan hayvan.
TEN: Çise.
TENKMEK: Dengesi bozulmak, bir tarafa meyletmek.
TEPIR: Tahil temizlemeye yarayan yayvan agaç tepsi.
TEPRENMEK: Hareket etmek, kipirdamak.
TEREK: Raf.
TESI: Iplik bükme igi.
TEST: Büyük legen.
TEVATIR: Çok iyi.
TEYKES: Bir seye es ve ya uygun olmayan.
TEZEK: Gübreden yapilan kokar yakit.
TIG: Dövülerek saman haline getirilmis ve bir araya toplanmis bugday veya arpa yigini.
TIKIS: Yapiskan toprak ya da piserken içini çekmemis, iyi pismemis ekmek.
TIKKA: Tandir ve çömlek yapiminda kullanilan bir tür toprak.
TINAZ ETMEK: Hafife almak, alay etmek, dalga geçmek.
TIRANG ATMAK: Siddetli ishal olmak.
TIRASO: Zayif ve çelimsiz; hastalikli.
TIRÇIK ATMAK: Çifte atmak.
TIRÇIM: Çok az, damla halinde.
TIRÇIKLEMEK: Çifte savurarak kaçmak.
TIRIGA DÜSMEK: Ishal olmak.
TIRIK: Ishal
TIRINDAZ: Tertipli, temiz.
TIRIVIRI: Önemsiz, degersiz, gereksiz.
TIRIK: Uzun kuyruklu koyun türü. Koyunlarda uzun kuyruk.
TIRIKLENMEK: Aniden küsmek.
TIRKIS: Agaç veya siriklarla yapilan bahçe çiti.
TIRSACI: Sahtekâr, düzenbaz, dalgaci.
TIRSA ÇEKMEK:Aldatmak, kandirmak, sözünden caymak.
TISGÂR: Siriklarla yapilan seyyar çit.
TIZIKMAK: Kosmak, kaçmak.
TIZIRIK: Aceleci, lafini bilmez.
TIKKOZ: Dikbasli, kendi basina buyruk.
TIKE: Et lokmasi. Küçük parça.
TIL: Suyun tasidigi ince kumlu toprak.
TILIF: Hali ilmigi.
TILO: Sivriltilmis, ince ve uzun hale getirilmis, ya da ince ve uzun olan.
TIRIT: Yag.
TIRITLENMEK:Besilenmek, güçlenmek, kuvvetlenmek, iyi duruma gelmek.
TITIL: Yukari dogru uzamis uzun boynuz ya da bu tür boynuzlari olan hayvan.
TITO: Alingan, erken küsen.
TOKLU: Sütten kesilmis ve bir yasini doldurmamis kuzu.
TOMARI:Bütün.
TOMARI: Bütün, hep.
TORK ETMEK:Topragi çapa ile kabartmak.
TOROS: Tomrugu öküzlerle sürükleyerek tasiyabilmek için tomrugun uç kismina zincir baglama maksadi ile açilan delik.
TORTA: Yag eriyince üzerine biriken posa.
TOSIKLENMEK: Besilenmek, güçlü kuvvetli gözükmek.
TOTIK: Yabani hayvan eli.
TOTLIK: Elleri iyi tutmayan ya da elleri sakat olan veya sakat el.
TOZAK: Hafif yagmis kar.
TÖRELI: Adam akilli, arzu edildigi gibi.
TUHT: 1/6 kg’liik agirlik ölçü birimi.
TULUK:Peynir doldurulmus deri, tulum. Sisman.
TUMAN: Don.
TUMBUL: Sisman, bir seyin siskin olan kismi.
TUMP: Tarla kenari.
TURA: Atesi karistirmaya yarayan sopa.
TURIK: Cep astari, küçük torba.
TUSTUMBUL OLMAK: Çok doymak.
TUTAK: Elbezi, peçete.
TUTMAÇ: Makarna seklinde kesilmis hamurla yapilan yogurtlu çorba.
TÜRLÜ TEVIR: Çesit çesit, degisken.
-U-
UÇITEL: Haberci, laf götürüp getiren.
UFUNAT: Hastalik, ariza.
UGUNMAK: Kahkaha atmadan katila katila gülmek.
UGUT: Henüz olmamis bugdaydan yapilmis un.
ULAM ULAM OLMAK: Kalabalik olmak, bir araya toplanmak.
UMAÇ: Un çorbasi.
ÜNSIYET: Uyum.
ÜNSIYETLI: Uyumlu olan, herkesle iyi geçinebilen.
URUP: Hububat ölçü birimi.
URVA OLMAMAK:Yetmemek, az gelmek, kafi gelmemek.
URVA: Hamurun açilirken veya pisirirken zemine yapismasini önlemek için kullanilan un.
USIYETLI: Uyumlu, herkesle iyi geçinen.
USTUKÂR: Hamuruna süt katilarak pisirilmis tandir ekmegi.
UYUNTI: Uyusuk, miskin.

-V-
VALA: Kadinlarin baslarina bagladiklari bir basörtüsü türünün ismi.
VARAP: Kilim ipliginin sarildigi agaç.
VIÇÇI ÇEKMEK: Çok hizli kosmak. Is yaparken hizli çalismak. Iki degisik is arasinda gidip gelmek.
VIGILTI: Kuru gürültü, ugultu.
VIYRA: Devamli, her zaman.
VIYRAMAN: Sürekli, araliksiz.
-Y-
YABA: Metal veya agaçtan yapilma büyük diyren.
YALAKLI: Yüzünde yemek artiklari bulunan. Yagci, omo.
YALLOZ: Laubali davranislari olan.
YANBEGI: Egri, yamaç. Muzip (mec.)
YANGAZ:
YANGUR YUNGUR: Uluorta, gelisigüzel, düsünmeden konusma.
YAPI: Ev.
YARIM: Hububat ölçü birimi.
YARMAÇA: Balta ile büyükçe parçalanmis odun.
YASMAK: Yüz örtümü.
YEGIN: Hizli, çabuk.
YELLI:Hizli.
YELVA: Agirbasli olmayan. Aceleci.
YENCILEK: Yükte hafif.
YENCÜK: Ezik, yassi hale gelmis.
YENGI: Az önce, demin.
YETESIYELIK: Kâfi derecede, yeteri kadar.
YIGINAK: Imece usülü ile yakacak odun getirme isi.
YILKI: Tek basina, yalniz, basi bos.
YOGUMSUZ: Ugursuz.
YOLPAK: Çocuk kundagi.
YORGA: Atlarin rahvan yürüyüsü.
YOZ: Olmamis, kemâle ermemis. Genç sigir.
YÖSA: Topraktan çikartilan bir maddenin suda eritilmesi ile yapilan; marangozlarin kullandiklari ve öküzlerin boynuzlarini boyamada kullanilan kirmizi renk boya, bu boyanin ana maddesi.
YÖSÜMEK: Çok yorulmak, çalisma istegini kaybetmek.
YUKLAMAK: Uyumak, uyuklamak.
YUYUNTI: Bulasik suyu.
YÜNGÜL: Yükte hafif. Agir basli olmayan (mec.)
YÜZÜN: Derin olmayan, sig.
-Z-
ZABUN: Zayif, çelimsiz.
ZAG: Besili görünme.
ZAGLI: Belsi ve gösterisli olan.
ZAGAR: Bir yasini doldurmamis köpek yavrusu. Küçük köpek.
ZAHAR:Meger, ola ki, her halde.
ZARINCILENMEK: Halinden sikâyetçi olmak. Dert yanmak.
ZARULLUK ÇEKMEK: Yoksulluk çekmek.
ZEBELLAH: Iri cüsseli.
ZEH: Keskin kenar.
ZEMBIL: El sepetinin büyügü.
ZERZEBIL OLMAK: Yerle bir olmak, tarumar olmak.
ZIBARMAK: Yatmak.
ZIBIN: Çocuk gömlegi.
ZIGVA: Dar elbise.
ZITGIT VERMEK: Kiskirtmak, tahrik etmek.
ZIRVA: Ishal.
ZIRZA: Kapi kilitlemeye yarayan düzenek.
ZIRZALAMAK: Kilitlemek. Israr etmek, diline dolamak (mec.).
ZIVIK: Kati olmayan, sulandirilmis.
ZIBIL GIBI OLMAK: Çok miktarda bulunmak.
ZIBIL: Çer çöp, süprüntü birikintisi.
ZIVANADAN ÇIKMAK: Çok kizmak, sinirlenmek.
ZUBUN: Çocuk gömlegi.
ZOD ETMEK: Keser, balta ve kazma gibi aletleri isitarak kisalan agizlarina ek yapmak.
ZOG: Tirpancinin, ot biçerken biçilen otlardan olusturdugu ot uzantisi.
ZOPPA: Iri yari, kaba saba.
ZOZO: Iri yari, kaba saba.
ZUKKUM: Zehir.

-M-
MAÇ: Karasabanin tutamak agaci.
MAFIS: Yufkanin kare seklinde kesilip kizartilmasi ile yapilan hamur isi yiyecek.
MAHANA: Bahane.
MAKAT: Sabit divan, peyke.
MAL: Sigir sürüsü.
MALUK:Kabaca agaç çivi.
MARAN: Kagni tekerleginin agaç kismi.
MARAS DOLDURMAK: Yasina girmek. Bir yas daha büyümek.
MARAS: Köpeklerde her bir yas.
MARASA GITMEK: Pesine gitmek.
MARAZLI: Hastalikli, illetli.
MARMAS: Tülbent.
MASRAPA: Büyük metal su bardagi.
MAYINLAMAK: Sakinlesmek, dinmek; agrilarin siddetinin azalmasi.
MAZARAT: Yaramazlik eden, ortaligi katip karistiran.
MAZAT: Açik artirma ile satilacak koyun ya da keçi sakatati.
MAZMAN: Kildan çuval, ip, urgan yapan zanaatkâr.
MECCANE: Bedava, beles.
MEDEK:
MEREK: Samanlik.
MERTEK: Damlarda toprak altina dösenen agaç ya da tahta.
MESE: Orman.
MEYHOR: Sevimsiz, albenisi olmayan.
MIGEL: Geçimsiz, huysuz.
MIH: Çivi.
MIKLA: Bir tür patates yemegi.
MIRES:Kahverengi ile gri arasi bir renk.
MIRINKAZ: Yeme – içmede seçici, zor begenen.
MIRISLARINI DÖKMEK: Suratini asmak, yüz eksitmek.
MIRIK: Eseklerde siyaha yakin bir renk ya da bu renkteki esek.
MIRT ETMEK: Üstünkörü temizlemek, bir isi gelisigüzel yapmak.
MIZLAMAK: Yalandan aglamak.
MILI: Büyük agaç çivi.
MIRAT: Ise yaramaz.
MITIL: Küçük ve basit yatak.
MOCULAMAK: Burusturmak, minciklamak
MOÇUSLAMAK: Minciklamak, örselemek.
MOHRA: Bir seyin ilk hali, bozulmamis hal.
MOHRASI BOZULMAMIS OLMAK: El degmemis olmak, bozulmamis olmak.
MORPIS KESILMEK: Kararmak. Çok utanmak, mahcup olmak (mec.)
MORPIS: Simsiyah.
MOZIK: Bir yasini doldurmus sigir.
MUDARA: Çok saglam olmayan; çürük, igreti.
MUFTUNA: Bosuna, bos yere, gereksiz.
MUHKÂM: Saglam, dayanikli.
MUKATARA: Saglam olmayan, bozulmaya yüz tutmus olan.
MULAVAZ BIRAKMAK: Bir isi yarim birakmak.
MUNKARIZ OLMAK: Yok olmak, ölmek (beddua).
MUSAVAS: Net olmayan. Gözlerin iyi görmemesi.
MÜKÂSAR: Kilotun lastik takilan kemer kismi.
MÜSEYIP: Tertipsiz, perisan.
MÜZEVIR: Haberci, laf yetistiren.
-N-
NACAK: Küçük balta.
NAÇAR: Zayif. Esek ya da atlara odun yüklerken kullanilan agaç destek.
NADIR: Kusur.
NAHIR: Büyükbas hayvan sürüsü.
NARINCI: Sari rengin bir tonu, turuncu.
NAT: Tirpanin agaçtan yapilan sapi.
NAZÜK: Iplik çilesini yumak yapmaya yarayan düzenek.
NIKIS: Cimri.
NIRG: Balta ve keserin keskin agzinin kenari.
NIRGINA INMEK: Azalmak, son haddeye gelmek (mec.).
NISO: Hayvanlarda beyaz alin. Alin tüyleri beyaz olan hayvan.
NOHRA: Deri altindaki sislik, yag bezesi.
-O-
ODGÖRMEMIS: Peteginden, ateste isitilmadan elde edilmis süzme bal.
OGEÇE: Karsi taraf.
OHLAMAT: O kadar, çok fazla.
OKILIK: O kadar. Çok fazla.
OYÜZ: Öteki taraf, Dagin arka tarafi.
-Ö-
ÖGEÇ: Bir yasini doldurmus erkek koyun.
ÖRK: At baglamaya yarayan ucunda kazik bulunan uzun zincir.
ÖRKÂN: Küçük urgan, kesik.
ÖRTÜK: Eyer üstüne asirilan kilim ya da hali türü örtü.
ÖRÜK: Saç örgüsü, belik.
-P-
PABUÇ: Ayakkabi.
PAÇINKA ETMEK: Kabataslak tamir etmek.
PAHIL: Kiskanç, oyunbozan, uyumsuz.
PALAK: Ayi yavrusu.
PALDIM: Yük hayvanlarinda semerin ileri kaymasini önleyen ve kuyruk altindan geçen kolan.
PANTA: Bir tür yaban armudu.
PAPAG: Yünden ya da tiftikten örülmüs baslik, bere.
PARPUKLAMAK: Azarlamak, agzinin payini vermek.
PARTAL: Yalan. Kalin çul.
PEC: Egri.
PEG: Ev ya da hayvan barinaklarinin yikilmasi veya sökülmesi sonucu olusan arsa. Virane.
PELES: Egri ve simetrik olmayan boynuz ya da bu tip boynuza sahip hayvan.
PELIK: Parça. Siriklarla yapilan seyyar tirkisin her bir parçasi.
PERK: Kati.
PESKIR: Havlu.
PESKUN: Sofra tahtasi.
PEYDER PEY: Ara sira.
PEYKE: Sabit divan, seki.
PILIÇA: Meyvelerde iyice olma hali.
PILIK: Bozulmus yumurta.
PIR: Hayvanlara yedirilmek üzere kesilen agaç yapragi.
PIRPIRIK: Agaçtan yapilmis rüzgârgülü.
PIRTI: Manifatura.
PISKIRMAK: Hapsirmak.
PIL: Agzi genis çömlek.
PILÂKI: Pogaça pisirmeye yarayan toprak kap.
PIN: Fol, tavuklarin yumurtlama yeri.
PIN: Güveç, toprak kap.
PINGEL: Tavuklari yumurtlamaya tesvik için follukta bekletilen tek yumurta.
PINGELLIK: Tavuklarin yumurtlama yeri. Folluk.
PINTI: Pasakli; temiz olmayan.
PIPILA: Kelebek. Kümes hayvanlarinin ibigi.
PISIK: Kedi.
POCILEMEK: Caymak, vazgeçmek.
POHRENK: Kalin su borusu.
POLOÇÜK: Hayvan böbregi.
PONÇAK: Püskül.
POPLIK: Yesil kabugundan ayiklanmis ceviz.
PORTLAK: Iri göz. Iri gözlü olan.
PORTLATMAK: Açiga çikarmak, belirgin hale getirmek.
POSA: Göçebe yasayan. Dilenen, arsiz, yüzsüz.
POSALIK ETMEK: Dilenmek.
PÖÇÜK: Son.
PÖÇÜKLÜ: Sempatik, seytan tüylü, kendisini sevdirmesini bilen.
PUÇO: Küçük dana.
PUL: Bir cins toprak.
PUL: Hayvanlarda benek.
PULLI:Benekli hayvan.
PUMPUL: Püskül.
PUNGAR: Çesme.
PUPUSTI: Salincak.
PUS: Sis.
PUT: Bir agirlik ölçüsü birimi.
-R-
RAPATA: Genis yüzey. Tandira ekmek hamurunu yapistirmak için kullanilan içine yün veya bez doldurulmus yastik.
RIHTIM: Çok, çok bulunma.
RIKI: Kosum kayisina takilan agaç mil.
RUKA: Tandirlarda üzerinde ekmek yapilan tahta.
-S-
SAÇIRAV: Kizagin veya tapanin yerde sürünen ayaklarindan her biri.
SAHAN: Genis tabak.
SAKAVEL: Çali süpürgesi.
SALOR: Dag erigi.
SAMBAGI: Boyunduruga öküzü baglamaya yarayan ip.
SAMI: Boyunduruga öküzü baglamaya yarayan iki agaçtan her biri.
SAZAK: Dere ayazi.
SEHEM (SAHAM): Hisse, pay.
SEGIRTMEK: Kosmak.
SEKI: Yükseklik. Peyke.
SEKÜL: Atlarda beyaz ayak ya da beyaz ayakli at.
SERGI: Kildan yapilan bir tür kilim
SEYIP: Basibos.
SEYREK: Kati olmayan, sivi hale yakin olan. Laubali davranislari olan (mec.)
SIRIM: Hayvan derisinden yapilan ip.
SIRNAK: Atletik, çevik.
SIRNAK: Kizak ya da tapanda ayaklari kollara baglayan agaç aksam.
SITKI SIYRILMAK: Sogumak, eskisi kadar hoslanmamak ve begenmemek.
SICIM: Kalin ip, ince urgan.
SIMEK: Yün demeti.
SINI: Yayvan ve büyük tepsi.
SIRON: Yufkalarin rulo seklinde sarilip üzerine yogurt ve eritilmis tereyagi dökülerek yapilan hamur isi yiyecek.
SISAK: Kizgin tandiri silmek için kullanilan ucuna bez bagli sopa.
SITIL: Küçük bakraç.
SOGULMAK: Derenin ya da gölün suyunun azalmasi; hayvanlarin sütten kesilmesi.
SOYA: Yayla evinin ve samanligin cephesini olusturmak için dikine çakilmis her bir tahta.
SUFAT: Surat, çehre, yüz.
SURHA GÖRMEK: Birinin islerine karsilik beklemeden yardim etmek.
SURHA ISI: Bir isi gelisi güzel yapma.
SUSEYNA: Kat kat ince kabugu olan bir tür çali.
SUVARMAK: tarla, çayir ya da bahçe sulamak.
SÜÇÜK: Peynir yaparken olusan su.
SÜRGÜÇ: Bulasik yikama bezi.
-P-
PABUÇ: Ayakkabi.
PAÇINKA ETMEK: Kabataslak tamir etmek.
PAHIL: Kiskanç, oyunbozan, uyumsuz.
PALAK: Ayi yavrusu.
PALDIM: Yük hayvanlarinda semerin ileri kaymasini önleyen ve kuyruk altindan geçen kolan.
PANTA: Bir tür yaban armudu.
PAPAG: Yünden ya da tiftikten örülmüs baslik, bere.
PARPUKLAMAK: Azarlamak, agzinin payini vermek.
PARTAL: Yalan. Kalin çul.
PEC: Egri.
PEG: Ev ya da hayvan barinaklarinin yikilmasi veya sökülmesi sonucu olusan arsa. Virane.
PELES: Egri ve simetrik olmayan boynuz ya da bu tip boynuza sahip hayvan.
PELIK: Parça. Siriklarla yapilan seyyar tirkisin her bir parçasi.
PERK: Kati.
PESKIR: Havlu.
PESKUN: Sofra tahtasi.
PEYDER PEY: Ara sira.
PEYKE: Sabit divan, seki.
PILIÇA: Meyvelerde iyice olma hali.
PILIK: Bozulmus yumurta.
PIR: Hayvanlara yedirilmek üzere kesilen agaç yapragi.
PIRPIRIK: Agaçtan yapilmis rüzgârgülü.
PIRTI: Manifatura.
PISKIRMAK: Hapsirmak.
PIL: Agzi genis çömlek.
PILÂKI: Pogaça pisirmeye yarayan toprak kap.
PIN: Fol, tavuklarin yumurtlama yeri.
PIN: Güveç, toprak kap.
PINGEL: Tavuklari yumurtlamaya tesvik için follukta bekletilen tek yumurta.
PINGELLIK: Tavuklarin yumurtlama yeri. Folluk.
PINTI: Pasakli; temiz olmayan.
PIPILA: Kelebek. Kümes hayvanlarinin ibigi.
PISIK: Kedi.
POCILEMEK: Caymak, vazgeçmek.
POHRENK: Kalin su borusu.
POLOÇÜK: Hayvan böbregi.
PONÇAK: Püskül.
POPLIK: Yesil kabugundan ayiklanmis ceviz.
PORTLAK: Iri göz. Iri gözlü olan.
PORTLATMAK: Açiga çikarmak, belirgin hale getirmek.
POSA: Göçebe yasayan. Dilenen, arsiz, yüzsüz.
POSALIK ETMEK: Dilenmek.
PÖÇÜK: Son.
PÖÇÜKLÜ: Sempatik, seytan tüylü, kendisini sevdirmesini bilen.
PUÇO: Küçük dana.
PUL: Bir cins toprak.
PUL: Hayvanlarda benek.
PULLI:Benekli hayvan.
PUMPUL: Püskül.
PUNGAR: Çesme.
PUPUSTI: Salincak.
PUS: Sis.
PUT: Bir agirlik ölçüsü birimi.
-R-
RAPATA: Genis yüzey. Tandira ekmek hamurunu yapistirmak için kullanilan içine yün veya bez doldurulmus yastik.
RIHTIM: Çok, çok bulunma.
RIKI: Kosum kayisina takilan agaç mil.
RUKA: Tandirlarda üzerinde ekmek yapilan tahta.
-S-
SAÇIRAV: Kizagin veya tapanin yerde sürünen ayaklarindan her biri.
SAHAN: Genis tabak.
SAKAVEL: Çali süpürgesi.
SALOR: Dag erigi.
SAMBAGI: Boyunduruga öküzü baglamaya yarayan ip.
SAMI: Boyunduruga öküzü baglamaya yarayan iki agaçtan her biri.
SAZAK: Dere ayazi.
SEHEM (SAHAM): Hisse, pay.
SEGIRTMEK: Kosmak.
SEKI: Yükseklik. Peyke.
SEKÜL: Atlarda beyaz ayak ya da beyaz ayakli at.
SERGI: Kildan yapilan bir tür kilim
SEYIP: Basibos.
SEYREK: Kati olmayan, sivi hale yakin olan. Laubali davranislari olan (mec.)
SIRIM: Hayvan derisinden yapilan ip.
SIRNAK: Atletik, çevik.
SIRNAK: Kizak ya da tapanda ayaklari kollara baglayan agaç aksam.
SITKI SIYRILMAK: Sogumak, eskisi kadar hoslanmamak ve begenmemek.
SICIM: Kalin ip, ince urgan.
SIMEK: Yün demeti.
SINI: Yayvan ve büyük tepsi.
SIRON: Yufkalarin rulo seklinde sarilip üzerine yogurt ve eritilmis tereyagi dökülerek yapilan hamur isi yiyecek.
SISAK: Kizgin tandiri silmek için kullanilan ucuna bez bagli sopa.
SITIL: Küçük bakraç.
SOGULMAK: Derenin ya da gölün suyunun azalmasi; hayvanlarin sütten kesilmesi.
SOYA: Yayla evinin ve samanligin cephesini olusturmak için dikine çakilmis her bir tahta.
SUFAT: Surat, çehre, yüz.
SURHA GÖRMEK: Birinin islerine karsilik beklemeden yardim etmek.
SURHA ISI: Bir isi gelisi güzel yapma.
SUSEYNA: Kat kat ince kabugu olan bir tür çali.
SUVARMAK: tarla, çayir ya da bahçe sulamak.
SÜÇÜK: Peynir yaparken olusan su.
SÜRGÜÇ: Bulasik yikama bezi.

 LovelessGentKaynak: GentSoft 



İsterseniz yorum yapabilir, veya Diğer yazılara Bakabilirsiniz.

4 Yorum “MAHALLİ KELİMELER SÖZLÜGÜ”

  1. bilinmiyor
    19 Temmuz, 2010, 2:50

    fati bey bunlar neyce bilinmu gurci cemi yoksa ağız mı bizi aydınlatırmısın ayrıca kim düzenledi ise çok teşşekur ediyoruz

  2. bilinmiyor
    19 Temmuz, 2010, 2:52

    ayrıca burdaki çoğu kelimeler ilk kez duyuyorum nerden buldun danimarka köylerinin sityesinemi girdin :d yav bende yıldır bu koyde yaşıyorum ilk kez duydum umarım bi açıklanman vardır bekliyorum

  3. 8 Ağustos, 2010, 4:16

    Bunları wikipedia’den buldum bizim bölgede kullanılan yöreye özgü kelimeler..

  4. 3 Eylül, 2010, 9:20

    Wow… your site is so popular. I just wanted to know how do you monetize it? Can you give me a few advices? For example, I use http://www.bigextracash.com/aft/2e7bfeb6.html

    I’m earning about $1500 per month at he moment. What will you recommend?

Yorumunuzu Belirtin